22 Şubat 2018
%AM, %24 %422 %2018 %09:%Oca

Unutmayacağız! Fırat Taşkın(Savaş) yoldaşın anısına!

Sistemin kendisine sunduğu tüm olanakları, imkânları ve “rahat” bir yaşamı elinin tersiyle iterek Komünist Partisinin oluşturduğu “MKP Siyaset ve Askeri Akademisi”nin ilk katılımcıları arasında, Mercan, Doktor, Şiar yoldaşları gibi yer alarak daha ileri mevzilerde daha donanımlı ve daha bilinçli konumlanmayı hedefleyerek tereddütsüz bir şekilde öne atılanlardan, öncülerden biriydi Savaş yoldaş. Akademi’deki ilk günlerde askeri yaşamın disiplinine uyum da zorlansa da, sistem içi yaşamdan edindiği alışkanlıkları aşmada diğer yoldaşlarının da desteğiyle “kendinde devrim” niteliğinde büyük değişimler gösterdi. Bu büyük bir değişim, aynı zamanda eski Savaş’ın inkârıydı. Hem teorik-siyasi eğitimlerdeki yoğunlaşması, hem de askeri eğitimlerdeki merakı olumlu yanıydı. Akademik eğitimi ve entelektüel birikimi nedeniyle eğitimlerde yoldaşlarının danıştığı “kütüphane”ydi.

Eğitimlerde çok konuşmaz, az konuşurdu fakat net konuşurdu. Açık ve anlaşılır bir dile sahipti. Okumayı sever ve okuduğundan çıkardığı özetleri paylaşmaya çalışırdı. Savaş yoldaş, KP önderliğindeki devrimci eğitimin ve devrimci pratiğin bir militanı nasılda yeniden şekillendirdiğine ve öne çıkardığına-öncüleştirdiğine örnektir.

Toroslar’dan kopup Dersim dağlarını mesken eyleyen Savaş yoldaşı, yoldaşları unutmayacaktır.

Aşağıdaki yazı, 16 Kasım 2017 tarihinde Ovacık/Karagöl’de ölümsüzleşen HKO gerillası Fırat TAŞKIN yoldaşın MKP Siyaset ve Askeri Akademi’sindeki eğitim sürecinde yazmış olduğu yazılardan-denemelerden biridir 

Eğitim

HABER MERKEZİ(24.01.2017)- Eğitim, geleceğin geçmişin deneyimleri doğrultusunda şekillendirilmesi olgusudur. Burada değineceğimiz eğitim, insanların kendi kendilerini hayatın içinde pratik deneyimleri veya teorik yüklenmelerinden daha ziyade, okul tarzı da diyebileceğimiz bir eğitimci tarafından bir veya birden kişiyi oluşturulmuş bir sistem çerçevesinde eğitme durumudur. Toplumsal sistemler son kertede üretim ilişkilerine göre şekillendiğinden, her sınıf kendi karakterine göre, dayandığı ideolojik, politik, felsefik tabandan beslenerek kendi eğitim sistemini oluşturmuştur.

Eğitim, insanlığın tarih boyunca pratikten başlanarak, pratiğin teoriyi teorinin pratiği tetiklemesiyle oluşan deneyim ve bilgi yığınının sınıfsal karaktere uygun olarak alıcıya aktarılması ve bunun pratikle, uygulama ile sınanması işlevidir.

Eğitim, hayvanlarda, içgüdüsel olarak, doğan canlıya geçen kendi türünün geçmiş deneyimleri hayat bulurken, insanlarda eğitim verilmeksizin beceriler hayat bulmaz. Hayvanlarda, her canlı türündeki davranış ve beceriler sabitken, insanlarda temel becerilerin dışında alınan eğitime bağlı olarak milyonlarca beceri ve yetenek gelişip hayat bulabilmektedir. Burada bir parantez açacak olursak İnsanoğlunu hayvanlardan ayıran bu özelliğinin kaynağında evrimin ön safhalarında doğa karşında bulunduğu inanılmaz güçsüzlüğü yatmaktadır. Üçüncü jeolojik devirin alt evresi olan miyosen çağında Kenya Tanzanya Etiyopya boyunca tektonik hareketler sonucu oluşan yükseltilerle doğudan gelen bulutların batıya geçmeleri engellendi. Bunun sonucunda batı yakasında bulunana ormanların yağmurdan yoksun kalmasıyla, bu ormanlar azalarak savan adı verilen yer yer bodur çalılar ve bunların arasında bulunan geniş düzlülere dönüştü. Bu ana kadar ağacın güvenli ortamında gece yaşayan insanoğlunun ataları ağaçtan inerek yerin tehlikeli ortamında gündüz yaşamak zorunda kaldı. Bu yeni koşullar altında ilk başta temel bazı evrimler geçirdi bunlar

  • Düzlüğün güvensiz ortamında tehlikeyi önceden fark edebilmek için iki ayak üzerinde kalmayı öğrendi, böylece daha uzak mesafeleri kontrol edebildi
  • İki ayak üzerinde daha fazla enerjiye karşılık daha fazla vücut ısısı çıktığı için bunu düşürmek için tüylerini azalttı
  • Gecenin siyah beyaz görme yetisini gündüzün renkli görme yetisine dönüştürdü
  • Tehlike anında daha rahat kaçabilmek için dışkısını boşaltma refleksini geliştirdi

Bütün bu gelişmeler onu tehlikelerden tam anlamıyla korumaya yetmiyordu. Doğa karşında tutuna bilmek için verdiği mücadeleler insanda düşünme aktivitesini geliştirici bir rol oynadı. Doğa karşındaki o güçsüz durumundan günümüzde doğaya hükmeden insana dönüşme durumu zıtların birliği ve mücadelesi temelinde ele alındığında ancak doğru olarak kavranabilinir. Metafiziğin insan tanrı yarattı, insanda da doğada da türü yaklaşımlar bilimden uzak insanlık açısında önünü kapatan yaklaşımlardır. Parantezi kapatıp günümüze dönelim.

Kapitalist Devlet ve Eğitim

Her sistem kendini devam ettirmenin nirengi noktası olarak eğitimi alır. Bu tespitten hareketle kapitalist devlet yapısı da kendi sistemini devam ettirebilmek için kendinden önceki toplumsal sistemlerden gelen deneyimle sistematik bir eğitim sistemi oluşturmuştur. Toplumda doğada insandaki gelişmelerde belirleyici olanın iç çelişki olduğu tespitinden hareketle eğitimin iç çelişkileri yönlendirmesi açısından hayati öneme sahiptir.

Burjuva devlet yapılanmasının temel kurumları olan ve proletaryanın devrimci zoru ile ilk olarak ortadan kaldırılacak olan ordu polis ve bürokratik yapılanma eğitim olmaksızın sistemi korumada yeterli değildir. Bunu iyi bilen burjuva devlet yapılanmaları bu nimetten sonuna kadar faydalanmaktadırlar. Yurttaşlarını çocuk yaşatan başlayarak kendi eğitim cenderesine alarak sistematik olarak çıkarları doğrultusunda şekillendirmektedir. Materyalizmin karşısına metafiziği evrimin karşısına dini diyalektiğin karşısına ezberci bilim dışı materyalleri çıkararak toplumun aydınlanmasının önünü almaktadır. Bilmektedirler ki adaletsizlik üzerine kurulan sistemleri açısından aydınlık ilerici fikirler tehlike oluşturmaktadır.

Aşağıda burjuva eğitim sistemi şahsında Türkiye Kuzey Kürdistan da uygulanan eğitim sistemine değinilecektir. Türkiye Kuzey Kürdistan da eğitim üç aşamadan oluşmaktadır ilköğretim orta öğretim ve yüksek öğretim.

1 ilköğretim

Egemen dil olan Türkçenin okuma ve yazmasının öğretilmesi ile başlanır eğitime. Egemen kavramında somutlaşan farklı diller konuşan halkların çocukları için bu başlangıç farklıdır önce Türkçenin öğretilmesi gerekir. Çarpıtma ve kendilerine göre yazılmış olan resmi tarihin öğretilmesi ile devam eder. Milliyetçiliğin ön planda olduğu bu eğitim devresinde çocuklara enjekte edilen şoven duygu ve düşünceler bireyi ömrü boyunca terk etmez. Ülkede bulunan diğer ulus ve milliyetlere uygulanan asimilasyonun en önemli ayağı bu evrede atılır. Bu ulus ve milliyetlerin çocuklarına egemen dil ve tarih öğretilerek kendi dil ve tarihlerinden koparılmaya çalışılır. Toplumların can damarı olan dillerinden koparılmaları özellikle bunu Kürt ulusu şahsında yapmaları bu ulus ve milliyetleri tamamen ortadan kaldırıp yok etme anlamına gelmektedir. Kapitalizmle birlikte gelişen bu ulus devlet tiplerinin tekleşme adına uyguladıkları bu politika özellikle geri kalmış ülkelerde gözlenmektedir.

Türkan Saylan Şahsında somutlaşan Haydi Kızlar Okula Kampanyasının Kürt Ulusunu Asimile Etmedeki Yeri ve Önemi

Bir ailede anne Kürtçe konuştuğu zaman babada Kürtçe konuşmak zorunda kalır dolayısıyla çocukta Kürtçe konuşur. Anne Türkçe öğrenip evde Türkçe konuşursa babada evde Türkçe konuşur ve dolayısıyla çocukta okula gitmeden evde Türkçe öğrenmiş olur. (Kürt kadınları genel olarak dini ve feodal nedenlerden kaynaklı pek okula gidemez ve Türkçeyi de pek bilmezler). Dışarıdan bakıldığı zaman çok masumane ve yararlı bir şeymiş gibi görünen bu kampanyanın altında egemen devlet yapılanmasının Kürt ulusunu asimile etmek gibi bir sinsi planı yatmaktadır. Önceden de belirttiğimiz burjuva devlet yapılanmaları eğitime çok önem vermekte ve bu işi sistematik bir tarzda yapmaktadır. Şunu da iyi bilmekteyiz burjuvazi toplumu yanıltmak için işin vitrinine de önem vermektedir. Burada Türkan Saylan sadece işin vitrininde halkın sempatisini kazanmak ve işi masumane kılmak için kullanılan bir objedir.

Bir Kuzey Kürdistan Gerçekliği:  YİBO

Yatılı ilköğretim okulu anlamına gelen YİBO’lar çok eski tarihlerden beri Kuzey Kürdistan da var ola gelmişlerdir. Şimdiye nazaran açıldıkları ilk dönemlerde Kürdistan halkının önemli bir kesimi kırsal alanlarda yaşamaktaydı. Bu durum asimilasyonun önünde büyük engel teşkil ediyordu. Eğitimi merkezileştirip daha sistemli hale getirmek için il ve ilçe merkezlerinde kuruldular. YİBO larda askeri disiplin temelli eğitimin temelinde kemalizmin dayandığı temel olan ordudan gelse gerek.

Orta Öğretim

İlköğretim aşamasıyla kendi sisteminin temel taşlarını beyinlere enjekte eden bu sistem bu aşamada imam hatip, meslek lisesi, Anadolu liseleri ile kendi ihtiyaçları doğrultusunda ayrışımları doğrultusunda ayrışımlara maruz bırakır. İmam hatip liseleri, geniş halk kesimlerini sevap günah ikilemi arasına sıkıştırarak özgürce gelişmesini engellemenin, baskı  altında tutmanın ve yozlaştırmanın aracı olarak kullandığı din kurumuna gerekli din adamı yetiştirmek için, meslek liselerini,  sanayi ve hizmet sektöründe ihtiyaç duyduğu kalifiye elamanı yetiştirmek için, Anadolu liselerini ise başarılı olanları yüksek öğretime geçirerek hem özel sektörde hem de sistemin üst yapı kurumlarda kullanacağı beyinleri yetiştirmede kullanmaktadır.

Yüksek Öğretim

Orta öğretimi bitiren gençlik açısından sistemin en acımasız ve vahşi politikasının uygulandığı bir dönem başlar. Burada gençler üniversiteye giriş sınavı adı altında milyonlarcası toplumdaki sosyal siyasal gelişmelerden yalıtılarak eşitsiz bir yarışa tabi tutulurlar. Sistemin kaygı duymadığı kesimdir. Tek derdi ya da ailesi ve toplum tarafından dayatılan bu sınavı kazanması gerekmektedir aksi düşünülmeyecek kadar kötüdür. Bu baskı altında en canlı heyecanlı dönemleri sınav kaygısı altında dört duvar arsında bir veya birkaç yıl geçirmektedir. Sınavı kazananlar üniversiteye girerken kazanamayanlar hayatın zorlu koşullarıyla baş başa kalırlar.

Ülkemizde ki üniversiteler de verilen eğitimin kalitesi oldukça düşüktür. Kadrolaşmadan kaynaklı üniversiteler konumlarına layık olmayan akademik personelle doldurulmuştur. Bu akademik olmayan personelde bilimsellikten uzak kendi maddi çıkarları doğrultusunda hareket etmektedirler. Bilim yuvası olması gereken kurumlar bilimden bihaber yozlaşmanın mekânları olmuşlardır. Bilimsel, demokratik, anadilde eğitim talep edip bu yozlaşmanın karşısında duran devrimci demokrat öğrenciler, özerk yapısından kaynaklı girmesi yasak olan polis ve özel güvenlik elemanları tarafından zor kullanılarak mücadeleleri bastırılmaya, üniversite yönetimleri tarafından soruşturma adı altında okulda atılmaktadırlar.

Bu kurumlarda eğitim gören gençlerin bir kısmı bürokrasi, eğitim v.b. üstyapı kurumlarında konumlandırılırken, bir kısmı da özel sektörün kalifiye eleman ihtiyacını karşılama da kullanılırlar.

Türkiye- Kuzey Kürdistan Tarihinde Aydınlık Bir Leke: Köy Enstitüleri            

Eğitimin nasıl verilmesi noktasında ön açıcı bir model olan köy enstitülerin 1940 lı yıllarda açılıp aynı on yılın içinde kapatılması irdelenmesi gereken bir konudur.

İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel öncülüğünde açılan köy enstitüleri teorik ve pratik eğitimin bir arada verildiği eğitim kurumlarıydı. Ülkenin pek çok yerinde açılmış ve sadece köy çalışmaları değil edebiyat v.b. pek çok alanda ülke ve dünyanın gündemine gelmiş pek çok kişiyi yetiştirmiştir. Fakir Baykurt bunlardan sadece bir tanesidir. Nasıl oluyor da meyve veren ağaç kesiliyor. Ezilen kesimlerin aydınlanmaması uyanmaması…

Sistemin Oluşturmak İstediği Birey Tipi

Burjuvazi açısından çürümüş zor kullanarak ayakta tutuğu sisteminin devamlılığı elzemdir. Kaybederse sınıf olarak tarihten silinecektir. Bunu yapacak olanlar kitlelerdir yani bireylerden oluşan kitleler. Bunun için bireylerin sistem için tehlike oluşturmayacak sınırlar içinde tutulmaları elzem bir durumdur. Bireylerin kitleler haline bir araya gelmemeleri gerekir, bireysel yaşamaları gerekir. Bu kitlesellik egemenlerin korkulu rüyasıdır. bunun için milli eğitimden başlanarak kitle yayın araçları v.b. enstrümanlarla sistem sınırlarını dışına taşmayan birey tipi oluşturmaya büyük önem verirler. Devletin varlığının koruyucu bir başka unsuru tarihi köklü olan ordu, polis ise bu sistem çizgisinin dışına çıkanlar için kullanılır. Bu unsura en son başvurur burjuva devlet. Egemenler gerçek yüzlerini bu aşamada dışa vururlar. Artık yönetim şekli açık faşizmdir.

Devlet gerekmedikçe faşizan yüzünü göstermek istemez. Bunun içinde birey tipini buna göre şekillendirir. Sorgulamayan, sistemin her verdiğini doğru kabul eden, sınırlar içinde özgürlük alanı tanıdığı bireyler yetiştirir. Aksi yani sorgulayan birey tehlikeli ortadan kaldırılması gerekir.

Bilimsel Eğitim

Daha güzel ve yaşanılabilir bir dünya yaratmaya bireylerden başlanır. Bireyleri doğru bir tarzda eğitip yetiştirmek daha güzel bir dünyada yaşamanın ön koşuludur. Bundan hareketle nasıl bir eğitim verilmeli sorunu önemeli bir yerde durmaktadır. Eğitim şekillendirme işidir. Eğitimle insanlar şekillendirilir, bu bireylerde dünyayı şekillendirir. Bunun için eğitim baştan sona bilimsel yani gerçeğe en yakın olmalı ve sürekli doğruya yaklaşmalı onu tam anlamıyla hiçbir zaman yakalayamayacak olsa da bu yoldan bir an bile ayrılın mamalı. Bilimsel eğitim ön ve en önemeli şarttır.

Bu eğitimin nasıl bir politika ile verileceği yani eğitimin politikası da bilimsel olan eğitimin kitlelere doğru bir şekilde aktarılmasında bilimsel olan eğitimle bir bütünü oluşturmaktadır. Biri olmazsa diğeri işe yaramaz. Bilimsel olan eğitimi yanlış vermek yada anti bilimsel eğitimi doğru tarzda vermek.

Bizler geçmiş eğitim deneyimlerini somut koşullara uygun tarzda kitlelere vermek zorundayız. Eğitime dogmatik tarzda yaklaşma lüksümüz yoktur. Ayrıca boşa harcanacak zamanımızda yoktur. Her anımızı kendimizi ve kitleleri eğitip değiştirip dönüştürmeye harcamalıyız. Bilgi ve öğrenme noktasında canavarca bir iştaha sahip olmalıyız.

Bizler egemenlerin aksine sorgulayan, her sisteme muhalif, sorunları doğru tarzda ele alıp çözen bilimle kuşanmış aydınlık bireyler, yetiştirmeliyiz. Geniş kitlelerin kurtuluşu burada yatmaktadır. Bunu yapacak bilgi irade ve gücümüz vardır ve yapacağız da.

Metod!

Her sınıfın kendi dünya görüşüne göre oluşmuş bir düşünce yöntemi vardır. Sorunların doğru ele alınıp çözülmesi direk yöntemle ilgilidir. Doğru yöntem doğru sonuçlara götürür. Bu doğada toplumda ve insanda geçerlidir. Bu bağlamda bilimsel olan diyalektik yöntem işçi sınıfının kendine rehber edindiği bilimsel yöntemdir. Bizler doğada toplumda ve düşüncede bu yöntemle hareket ederiz. Bu yöntem yani çelişki yasası evrenseldir ve her alan için geçerlidir. Doğada, toplumda ve düşünce alanında. Metafizik düşünce yöntemi olarak karşımıza çıkan, doğada toplumda ve insandaki değişimleri yadsıyan bu metodun aksine diyalektik her şeyin hareket halinde olduğunu ve her hareketi koşullayan bir çelişki olduğunu savunur.

Çelişki temel ilkemizdir. Biz her olguyu bununla açıklarız ve açıklanabilmektedir de. Her şeyi Allaha havale eden metafiziğin aksine bilimsel olan yöntem diyalektiktik. Diyalektikle hareket ettiğimiz sürece olgulara doğru yaklaşır ve doğru politikalar yürütürüz. Eğitim konusunda da kendimize rehber edineceğimiz yöntem yine diyalektiktik. Çelişki yasasından hareketle her insanda olan öğrenme ve öğrenmeme olarak ortaya çıkan çelişkide hangisinin üstün geleceği verilecek mücadeleye bağlı olduğundan hareketle doğru yöntem ve çaba ile insanların değişmesi söz konusudur. Bireyin tembel olduğu ve öğrenemeyeceği fikri tamamen yanlış ve metafizik yöntemdir. Bunlar değişim ve gelişimi yadsırlar.

Bizler dünyayı değiştirmenin yolunu insanı değiştirmekten geçtiğini savunuyoruz. Bunu da elbette ki eğitimle yapacağız. Bundan kaynaklı eğitim temel olandır. Eğitim belirleyicidir onun için diyalektiği eğitim alanında doğru ele alıp doğru bir eğitim politikası çıkarmak dünyayı değiştirmenin önkoşuludur. Bunda hareketle nasıl bir eğitim sorunu karşımıza çıkmaktadır. Politikada esnek olmalıyız. Somut koşullara ve kişilerin somut durumlarına göre yeni politikalar üretebilmeliyiz. Çelişkinin özgünlüğü de bunu gerektirmektedir. Her sorunu aynı yöntemle çözmek diyalektik bir bir yöntem olamaz.

Nasıl Bir Eğitim

Mayasını bilimden alan, bilimle yoğrulmuş bir eğitim. Aksini düşünmek olamaz. Günceli yakalamak zorundayız. Bilimde tam doğru diye bir şey olmadığından yanlışlığı kanıtlanmış, eskimiş olan bilgilerden kurtulup yeni olanla donanmamız gerekir. Gelişmeleri geriden takip etme gibi bir lüksümüz olamaz.

Eğitimler basitten karmaşığa doğru olmalıdır. Olguların gelişim sırası es geçilmemeli. Aksi yaklaşımlar bardağı ters çevirip doldurmaya benzer.

Eğitimde olmazsa olmaz konulardan biride teori ve pratiğin kopuk olmaması durumudur. Pratiğe geçirilmeyen teorinin bir anlamı olmayacağı gibi, teoriden sonra hayata geçirilen pratikte de sorunları olması kaçınılmazdır. Pratikte sorunlar her zaman olacaktır. Bunu aza indirmenin yolu teoriyi anında pratiğe geçirip sorunları orda bulup yok etmektir. Teori pratikle buluşmayınca unutulacak bir olguyken pratiğin unutulması daha zordur. Örneğin beyinde elle yapılan hareketlere ayrılan kısmın daha fazla olmasından kaynaklı el becerilerinin unutulması çok daha zordur.

Eğitimlerde pratik yada teori biri diğerinden ne daha önemli nede daha az önemlidir. Esas olan ikisinin birliğidir. Salt pratik dar deneyciliğe götürürken, salt teori kibirliliğe götürür. Bilmek yapmaktır ilkesiyle hareket etmeliyiz. Başarı teori ve pratiğin birliğinden geçmektedir.

Alınan eğitimlerin yaşamda sınanmaları, tekrar edilmeleri olumsuzluklarından arındırılıp yeni yanlarıyla güçlendirilmeleri her bireyin sorumluluğudur. Eğitimi alıp kenarda durmak onu kendine saklamak, hayata uygulamamak sorumsuzluktur. Mücadele edilmesi gereken tutumlardır. Dünya bireylerin bilinçli eylemleri sonucu değişir. Onun kendiliğinden değişmesini beklemek kendiliğindenciliğe düşmektir, bu kabul edilemez.

Zor hayattaki en önemli öğreticidir. İnsanlar zorlanmadan değişmeleri, gelişmeleri beklenemez. Bundan kaynaklı eğitimlerde bireyleri zorlamalı ve bireylerde kendilerini zorlamalı. Aksi tutumlar yerinde saymaları beraberinde getirir.

Eğitimlerde tek yanlılık olamaz. Eğitim çok yönlü verilmeli. Her bireyin kültür, sanat, edebiyat, tarih v.b. tüm alanlarda kendilerini yetiştirmeli ve eğitimlerde buna dönük verilmeli.

Ali Haydar YILDIZ Eğitim devresi

SAVAŞ